Hayatımın bazı karelerinde oturuyorum puslu bir koltuğa, baş ucumda koca duvarı kaplayan raflar... Elimde kırmızı kaplı bir kitap. Öylece okuyorum, satırların ruhunda dolanıyorum yalın ayak.
Cümlelerde sonu gelmiş sevgilerim var; delicesine sevmelerim, her sayfanın içinde. İnanmışlığım, kırılmışlığım, çekip gitmişliğim var arkamda kırık dökük hikayerlerle.
Kitabı komedinin üzerine koyuyorum canımı her yakan sahnede. Ömrüm, bir korkuya sığınarak geçiyor. Korkuyorum beter bir halde yalnızlıktan. Yalnızlık, onunla en baş başa olduğumuz anlarda en pembe anılarımı yiyip bitirecekmiş gibi geliyor bana, vahşice.
Öyle olursa eğer... Baş başa kalırsam yalnızlığın sesiyle, bütün özlemlerim hücum edecek kalelerimin dibine, biliyorum. Kim başımı dik tutacak o zaman?
Ben ki, yüreğimdeki savaşların en kırmızı zamanında başım dik gezdim. Eğer gülersem, kazanacağımı hissettim. Bütün acılarımı kahkahalar ardına sakladım, meraklı gözlerden uzak tuttum zincirli kollarımı.
Ben hayat deyince, kıvır kıvır saçları belinde, al yanaklı bir kız çocuğu hayal ettim.
Sevdim işte, sevmek ne kadar temizse..
25 Kasım 2013 Pazartesi
"İnsan asıl birisini sevdiğini anlayınca içinin de kainatı alacak kadar genişlediğini görüyor."
Şu ipi iki uçtan gerilmiş, toprağına hüzün ile sevginin, sevinç ile acının el ele tutuşup sindiği hayatlarımızda iki insandır en önemli olan.
İki insan her şeyi yapabilir. İki insan birlikte yaşayabilir, iki insan birbirine dokunmadan birbirlerini öldürebilir. İki insan, çayırlarda çiçekler açtırabilir. İki insan, insan olduklarından bu kadar güçlü değiller ya elbet.. Yürek olduklarından böyleler.
Yürek diyorum yürek.. Bütün sevda davalarının görüldüğü memleket.
Yürek diyorum yürek.. Sevme'nin suyu, nefesi..
Yürek diyorum yürek.. Bir sürü insanın yuvası.
Hangi saraya sığabilir ki bir yüreğe sığabilen insanlar? Nasıl mutlu olabilir ki, bir yüreği mesken edinememiş insan, en görkemlisinden olsa saraylar?
İki insan her şeyi yapabilir. Her duyguyu iki insan öldürebilir,
Veya yaşatabilir.
Mavinin koyuluğunu, açıklığını, gökyüzülüğünü, su'luğunu fark edemedikten sonra mavi niye mavi? Pembe niye pembe, benzetemedikten sonra bir bebeğin tenine, hissedemedikten sonra bir çiçeğin kokusunu pembeden? Güneşi hatırlatmadıktan sonra, bir papatyanın kokusu sinmedikten sonra sarıya; sarı niye sarı?
Bütün dünyaya bakmak neye yara göremedikten sonra?
Duymak lazım duymak! Dilin dediğinden çok, yüreğin dediğini.
Sevmek lazım sevmek! Sanki o'nun yüreği sevilmezse, ölecekmiş gibi!
Sevsen ya beni, sevmezsen ölecekmişim gibi..
Öyle derin, öyle rüzgara kapılırcasına, öyle titreyerek.
9 Eylül 2012 Pazar
Gökyüzü bulutlu, kirpiklerime yağmur yağacak şimdi..
Güzel günlere uyanıyorum bazen, ucu sana dokunuyor.. Karanlık günlere uyanıyorum bazen, kimsesiz.. Sen yüreğimin en güzel yerine yerleştin yerleşeli, günlerin tek anlamı seni bana getirmesi. Belli bir şafağın, atan sayıları hepsi.. Başka ne anlamları olabilir? En sevdiğim yemeğin, en sevdiğim dizinin, en sevdiğim şarkının tadı kaçar sen uzaktayken. Şarkılar ki kapris yapıyor bana, senelerdir anlayamadığım için onları. Günler ki, küsmüş bana.. Yaşamayı becerememişim bunca zaman.
Hakkını verememişim yaşamanın. Hayatımın farklı dönemlerinde farklı insanları sevmişim, ama hakkını verememişim. Hakkını verişim oldun sevdanın.
Şimdi güneş doğacak bugünüme. Yüreğime inen perdeler ardından izleyeceğim günü. İnsanlar yanımdan geçip gidecek omuzlarının ardında sakladıkları yabancı hayatlarıyla. Yollar selamlayacak her bir adımımı. Simitçiye selam vereceğim, sarı saçlı koca gözlü minik bir çocuğu seveceğim yüreğimde koca bir yumru. Sokaklar karşılayacak beni, insanlar karşılayacak, gün ağaracak. Ve benim birbirini izleyen bu buruk günlerde yaptığım tek şey yaşamak olacak, geri kalanını sana emanet ettim. Geri kalanı avuçlarında, geri kalanı gamzende, geri kalanı ellerinle, gözlerinde..
Ellerim meşgulken, gözlerimin önünde belirişine engel olamıyorum. Gülüşünü hissettiğimde sol yanımı kemiren acı istemsiz. İnan sevgilim, acı çekmek değil amacım. Diyorum ya, aşk dediğimiz hüzünlü bir şey. Acılı, sancılı.. Yoksa açıklayamazdım ellerin ellerimdeyken bile iliklerimin sızladığını, sırf özleyeceğimi bildiğim için deliler gibi.
Ellerim meşgul oluyor, ansızın kafamı kaldırıyorum bakışlarınla karşılaşmak için. Bana bakışına içtiğim su kadar gereksinim duyuyorum. Dilim meşgul oluyor, ansızın susuyorum duyabilmek için seni. Ama sesin bulutlar kadar uzak kulaklarıma. Nefesin uzak, ellerin uzak..
Bedenim meşgul oluyor, yaşamak zorunda. Ama beynimi durduramıyorum, damarlarımda gezinen hayat kadar yakınsın.. Duyamayacağım kadar uzak, sevebileceğim kadar içimde..
Bir nefes alsam ciğerlerime dolacaksın, gökyüzü olacaksın.
''Gökyüzü bazen ciğerime doluyor..''
Hakkını verememişim yaşamanın. Hayatımın farklı dönemlerinde farklı insanları sevmişim, ama hakkını verememişim. Hakkını verişim oldun sevdanın.
Şimdi güneş doğacak bugünüme. Yüreğime inen perdeler ardından izleyeceğim günü. İnsanlar yanımdan geçip gidecek omuzlarının ardında sakladıkları yabancı hayatlarıyla. Yollar selamlayacak her bir adımımı. Simitçiye selam vereceğim, sarı saçlı koca gözlü minik bir çocuğu seveceğim yüreğimde koca bir yumru. Sokaklar karşılayacak beni, insanlar karşılayacak, gün ağaracak. Ve benim birbirini izleyen bu buruk günlerde yaptığım tek şey yaşamak olacak, geri kalanını sana emanet ettim. Geri kalanı avuçlarında, geri kalanı gamzende, geri kalanı ellerinle, gözlerinde..
Ellerim meşgulken, gözlerimin önünde belirişine engel olamıyorum. Gülüşünü hissettiğimde sol yanımı kemiren acı istemsiz. İnan sevgilim, acı çekmek değil amacım. Diyorum ya, aşk dediğimiz hüzünlü bir şey. Acılı, sancılı.. Yoksa açıklayamazdım ellerin ellerimdeyken bile iliklerimin sızladığını, sırf özleyeceğimi bildiğim için deliler gibi.
Ellerim meşgul oluyor, ansızın kafamı kaldırıyorum bakışlarınla karşılaşmak için. Bana bakışına içtiğim su kadar gereksinim duyuyorum. Dilim meşgul oluyor, ansızın susuyorum duyabilmek için seni. Ama sesin bulutlar kadar uzak kulaklarıma. Nefesin uzak, ellerin uzak..
Bedenim meşgul oluyor, yaşamak zorunda. Ama beynimi durduramıyorum, damarlarımda gezinen hayat kadar yakınsın.. Duyamayacağım kadar uzak, sevebileceğim kadar içimde..
Bir nefes alsam ciğerlerime dolacaksın, gökyüzü olacaksın.
''Gökyüzü bazen ciğerime doluyor..''
2 Eylül 2012 Pazar
Efulim.
http://fizy.com/#s/16ox02
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Bu şehirde nefes alırken, güneş bana sormadan gökyüzünden çekip giderken, şehrin ışıkları yanarken, Boğaz Köprüsü cilveli cilveli ışıklanırken; ben bu şehri sevmiyormuşum bu zamana kadar.
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Gökyüzünü, bulutlarını, rüzgarını, dalgasını, yağmurunu sevmeye sebep arıyormuşum. Üşümek istiyormuşum ben bu şehirde, yaşamak, sevmek, nefes almak.. Bu zamana kadar sokaklar bana sesleniyormuş meğer, duymuyormuşum. Gelişin kulağım oldu.. Şimdi dünya konuşuyor sanki benimle her ses kırıntısını duyuyorum.
Ben yağmuru sevmek için sebep arıyormuşum. Güneş aydınlatsın isterken her yeri, kara bulutları sever oldum. Ben kara bulutları sevince kulağıma fısıldadı şehir: ''Fırtınaya aşık oldun.''
Ben fırtınaya aşık oldum. Saçlarımı dağıtışına rüzgarın, öfkeli dalgaların beyaz köpükler oluşturmasına, gök gürültüsüne, şimşeğe aşık oldum.
Çünkü yüreğindi fırtına senin. Ben dinlenmek için güneşli, sıcak bir havayı seçerken; şimdi dinlenmek için üşümeyi seçeceğim. Boyuna üşeyeceğim sokaklarda. İliklerime işleyecek rüzgar, sen içimde olacaksın.
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Hayaller kurmak için.. Hayallerime yoldaş olman için seni bekliyormuşum. Şimdi her köşe başında hayallerim bekliyor. Ben yollar arşınlıyorum, hayaller arkadaşım oluyor..
Ben seni sevmek için sebep arıyormuşum. Yüreğimi her yalnız hissettiğimde sana hazırlıyormuş hayat beni. Ben sıcağı seviyormuşum, sen yokken dokunmamak için rüzgarlara.
Ben yazı seviyormuşum, sen yokken üşümemek için sokaklarda.
Ben yalnızlığı istiyormuşum, sen yokken kaybolmamak için yalancı kalabalıklarda.
Şimdi rüzgar esiyor, şimdi kış geliyor, şimdi yüreğimde iki kişiyiz; kalabalıklara bedel.
Şimdi ben, küçük bir çocuğum ellerinde. Yüreğine saklanmış, hiç büyümeyecek olan..
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Bu şehirde nefes alırken, güneş bana sormadan gökyüzünden çekip giderken, şehrin ışıkları yanarken, Boğaz Köprüsü cilveli cilveli ışıklanırken; ben bu şehri sevmiyormuşum bu zamana kadar.
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Gökyüzünü, bulutlarını, rüzgarını, dalgasını, yağmurunu sevmeye sebep arıyormuşum. Üşümek istiyormuşum ben bu şehirde, yaşamak, sevmek, nefes almak.. Bu zamana kadar sokaklar bana sesleniyormuş meğer, duymuyormuşum. Gelişin kulağım oldu.. Şimdi dünya konuşuyor sanki benimle her ses kırıntısını duyuyorum.
Ben yağmuru sevmek için sebep arıyormuşum. Güneş aydınlatsın isterken her yeri, kara bulutları sever oldum. Ben kara bulutları sevince kulağıma fısıldadı şehir: ''Fırtınaya aşık oldun.''
Ben fırtınaya aşık oldum. Saçlarımı dağıtışına rüzgarın, öfkeli dalgaların beyaz köpükler oluşturmasına, gök gürültüsüne, şimşeğe aşık oldum.
Çünkü yüreğindi fırtına senin. Ben dinlenmek için güneşli, sıcak bir havayı seçerken; şimdi dinlenmek için üşümeyi seçeceğim. Boyuna üşeyeceğim sokaklarda. İliklerime işleyecek rüzgar, sen içimde olacaksın.
Bu şehri sevmek için sebep arıyormuşum. Hayaller kurmak için.. Hayallerime yoldaş olman için seni bekliyormuşum. Şimdi her köşe başında hayallerim bekliyor. Ben yollar arşınlıyorum, hayaller arkadaşım oluyor..
Ben seni sevmek için sebep arıyormuşum. Yüreğimi her yalnız hissettiğimde sana hazırlıyormuş hayat beni. Ben sıcağı seviyormuşum, sen yokken dokunmamak için rüzgarlara.
Ben yazı seviyormuşum, sen yokken üşümemek için sokaklarda.
Ben yalnızlığı istiyormuşum, sen yokken kaybolmamak için yalancı kalabalıklarda.
Şimdi rüzgar esiyor, şimdi kış geliyor, şimdi yüreğimde iki kişiyiz; kalabalıklara bedel.
Şimdi ben, küçük bir çocuğum ellerinde. Yüreğine saklanmış, hiç büyümeyecek olan..
3 Mayıs 2012 Perşembe
Mevsimin Azizliği
Biz bir ömür boyu bir şeyleri seveceğiz. Annemizi, babamızı, kardeşimizi, oyuncak bebeğimizi, arabamızı; her neyse ihtiyacımız olan, onu seveceğiz deliler gibi. Sonra nefret edeceğiz sevdiklerimizden. Sevmeyi öğrendiğimiz gibi nefret etmeyi de öğreneceğiz. Acı çekmeyi öğretecek bu ince nokta bize. Bu öfke, bu kırıklık, bu acı iğnesine kavuşmuş ip gibi işleyecek yüreğimizi yavaş yavaş.
Düşlerimiz pembelerden sıyrılacak, çığlık çığlığa kopartacaklar onu bizden. Görkemli törenlerde siyahla tanışacağız, kaplayacak içimizi zaman zaman. Griyi sevecek yüreğimiz kimi zaman. Kimi zaman kırmızıdan geçilmeyecek ortalık. Mora bulanacak en ücra odalarımız. Hangi renge uğrayacağını şaşıracak yürek, bir zaman durgun bir nehir gibi sessiz kalacak.
Ne olursa olsun, başımıza ne gelirse gelsin; bir el pas tutmuş kapılarımızı açmaya uzandığında hala mecalimiz olacak sevmeye...
Çünkü insan hayatta en verimli toprakların, en verimli ağacıdır. Umudun meyvesi, imkansızın everestidir insan yüreği. Kim diyebilir ki güneşe ''Doğma.'' diye, elbet her sabah gidişiyle siyaha buladığı günü, gelişiyle yeşertecek güneş. Yüreğimize sonbahar gelecek dökecek tüm umut yapraklarını, kış gelip esecek ve ilk bahar kışın tüm hasarlarını silip süpürecek beyaza boyayacak kırık tahtaları.
Zırhlarımız, elbette inecek kalplerimizden. Kimi mevsimlerde, kimi insanlar derin izlerini bırakıp gidecekler yüreklerimizden. Onlar gelmeseler, sevmek nedir bilmezdik. Onlar gitmeseler acı bile çekmezdik. Ve habersiz yaşardık kasvetli günün sabahına açan güneşin insanı nasıl yaşattığından. Aynı kefeye koyardık, gördüğümüz her sevgiyi.
İyi ki geldiler, iyi ki gittiler sonra. İyi ki bildik doğrulmayı, iyi ki bir kahkaha koyverdik her şeye rağmen... İyi ki bütün papatyalar, baharda açıyor, umutlarımız gibi yeniden.
Ve unutmamalı;
Bizim her gülüşümüz gerçek olmasa da, her zerremiz sevgiden.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)