Biz bir ömür boyu bir şeyleri seveceğiz. Annemizi, babamızı, kardeşimizi, oyuncak bebeğimizi, arabamızı; her neyse ihtiyacımız olan, onu seveceğiz deliler gibi. Sonra nefret edeceğiz sevdiklerimizden. Sevmeyi öğrendiğimiz gibi nefret etmeyi de öğreneceğiz. Acı çekmeyi öğretecek bu ince nokta bize. Bu öfke, bu kırıklık, bu acı iğnesine kavuşmuş ip gibi işleyecek yüreğimizi yavaş yavaş.
Düşlerimiz pembelerden sıyrılacak, çığlık çığlığa kopartacaklar onu bizden. Görkemli törenlerde siyahla tanışacağız, kaplayacak içimizi zaman zaman. Griyi sevecek yüreğimiz kimi zaman. Kimi zaman kırmızıdan geçilmeyecek ortalık. Mora bulanacak en ücra odalarımız. Hangi renge uğrayacağını şaşıracak yürek, bir zaman durgun bir nehir gibi sessiz kalacak.
Ne olursa olsun, başımıza ne gelirse gelsin; bir el pas tutmuş kapılarımızı açmaya uzandığında hala mecalimiz olacak sevmeye...
Çünkü insan hayatta en verimli toprakların, en verimli ağacıdır. Umudun meyvesi, imkansızın everestidir insan yüreği. Kim diyebilir ki güneşe ''Doğma.'' diye, elbet her sabah gidişiyle siyaha buladığı günü, gelişiyle yeşertecek güneş. Yüreğimize sonbahar gelecek dökecek tüm umut yapraklarını, kış gelip esecek ve ilk bahar kışın tüm hasarlarını silip süpürecek beyaza boyayacak kırık tahtaları.
Zırhlarımız, elbette inecek kalplerimizden. Kimi mevsimlerde, kimi insanlar derin izlerini bırakıp gidecekler yüreklerimizden. Onlar gelmeseler, sevmek nedir bilmezdik. Onlar gitmeseler acı bile çekmezdik. Ve habersiz yaşardık kasvetli günün sabahına açan güneşin insanı nasıl yaşattığından. Aynı kefeye koyardık, gördüğümüz her sevgiyi.
İyi ki geldiler, iyi ki gittiler sonra. İyi ki bildik doğrulmayı, iyi ki bir kahkaha koyverdik her şeye rağmen... İyi ki bütün papatyalar, baharda açıyor, umutlarımız gibi yeniden.
Ve unutmamalı;
Bizim her gülüşümüz gerçek olmasa da, her zerremiz sevgiden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder